Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler. Türk Milleti de böyle Fatih’lerin arkasında serserilik etmiş ve kendi anayurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir.[1]
Bu cümlelerin geçtiği konuşmadan bir bölüm:
Bu ufak tafsilâtı iki noktadan tekrar edeyim: Millet esbab-ı hayatiyesi ile iştigalden memnu olarak diyar diyar dolaştırılıyor ve bu yeni diyarlar halkı birçok istisnalara, birçok imtiyazlara malik olarak çalışıyordu.
Yani fatihler, unsur-ı asliyi peşine takarak kılıçla fütuhat yaparken, kılıç sallarken zapt olunan memalik ahalisi kazandıkları istisnalar, mümtaziyetlerle sapana yapışıyorlar; toprak üzerinde çalışıyorlardı.
Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara mağlup olmaya ve binnetice Terk-i mevki etmeye mecburdurlar.
Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur.
Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, muhafaza-i mevcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle Fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından naşi bir gün onlara mağlup olmuştur.
Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde ve cihanın her yerinde aynen vaki olmuştur.
Mesela Fransızlar Kanada’da kılıç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir.
Bu medeni sabanla kılıç mücadelesinde nihayet muzaffer olan sabandır.
Ve Kanada’ya sahip oldu.
Efendiler, kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Lakin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur.




[1] Kaynak: 1- Türkiye İktisat Kongresi’ni Açış Söylevi, İzmir; 2- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III (İzmir Yollarında s. 103-126)





